AİLENİN TOPLUMDAKİ ÖNEMİ

Aile Kavramı ve Toplumdaki Yeri

--------------------------------------------------------------------------------

Örf, adet, gelenek, görenek ve hukuk kurallarına göre kurulan aile; ana, baba ve çocuklardan oluşan toplumun en temel sosyal kurumudur. Aynı zamanda Türk toplumu için kutsal bir kurum olan aile, o toplumun gelenek, görenek, dil, din ve diğer özelliklerinden yaşandığı en küçük temel öğesidir. Türk toplumu açısından ailenin önemini vurgulamak için Anayasamızın 41.maddesi "Aile toplumun temelidir" ifadesi kullanılmaktadır.

Türk dil kurumu sözlüğünde aile "Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik" şeklinde tanımlanmaktadır. Aile için yapılan bu geniş tanımlamaya rağmen sosyal bilimciler aileyi "çekirdek aile" ve "geniş aile" olmak üzere iki kısma ayırmaktadır.

Ana, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan aileye çekirdek aile denir. Geniş aile ise ana, baba, çocuklar, çocukların eş ve çocukları, büyük anne, büyük baba gibi akrabalardan oluşan ailedir. Kentleşme süreciyle birlikte geniş aile tipinden çekirdek aileye doğru geçiş olmuştur. Ülkemizde şu anda hem geniş aile hem de çekirdek aile görülmektedir. Geniş aile kırsal kesimde, çekirdek aile ise kentlerde yaygındır.

Türk toplumu tarafından kutsal sayılan aile kurulurken, aileyi oluşturacak olan erkek ve kadın karşılıklı olarak anlaşır. Yukarı da belirttiğimiz gibi aile, Anayasamızda yer alan hükümlerle yasal güvence altına alınmıştır. Aile, Anayasamızda yer alan "Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır ve teşkilat kurar" ifadesi ile koruma altına alınmıştır.

Ailenin Toplumdaki Yeri

Farklı sosyal ve kültürel değerlere sahip olan toplumların kendilerine özgü aile kurumları vardır. Dolayısıyla toplumlardaki aile yapısı ve değerleri de farklıdır. Topluma ait olan sosyal ve kültürel değerlerin öğretilmesi, öğretilen değerlerin yeni nesillere aktarılması aile yoluyla gerçekleşir. Bir başka ifadeyle topluma ait kuralların ilk öğrenildiği yer ailedir. İnsan sevgisi, vatan sevgisi, bayrak sevgisi ve din değerler önce ailede öğretilmeye başlanır.

Düzenli toplumlar, düzenli ailelerin varlığı ile oluşacağından aileye gerekli önem verilmelidir. Aile kurulurken yasalara uygun davranmak gereklidir. Ülkemizde evlilik kurumunu düzenleyen Türk medeni Kanuna göre evlenmen için kadınların en az 15, erkeklerin ise en az 17 yaşında olmaları gerekir. 18 yaşın altındaki evliliklerde anne ve babanın izni gerekmektedir. Türk medeni kanununda yer alan bir diğer hüküm ise yakın akrabalar ile akıl hastalarının evlenemeyeceğidir.

Ailenin toplumdaki önemi göz ardı edilmemelidir. Aileye yeterince önem vermeyen batı toplumlarından telafi edilemeyen yıkıcı faaliyetler oluşmuştur. Bunun farkına varan batı toplumları son yıllarda tekrar aile kurumlarına sarılmışlardır. Aile bağlarının zayıfladığı toplumların yıkıma uğrayacağı hiç bir zaman unutulmamalıdır. Türk toplumu sahip olduğu güçlü aile yapısıyla şu anda güven vermektedir. Aile kavramı her zaman türk toplumu için önemli bir yerde tutulmaktadır. Bunu gerek dış topluluklar gerek iç topluluklar bilmektedirler. Aile kavramımızın toplumdaki yeri ve önemi böyledir.
----------------------------------------------------------

 


----------------------------------------------------------
Aile, tarih boyunca bütün toplumların nüvesini oluşturan müessese olmuştur. Türk tarihindeki mevcut bütün anayasalarımızda da aile ‘Türk toplumunun temel müessesesi’ olarak kabul edilmiştir.

         Sosyal amaçlı bir kurum olan ailenin kendi üyelerine ve topluma karşı sorumluluğu vardır. Toplumda sorunların çıkması ailenin keşmekeşleşmesiyle meydana gelmektedir. Huzurlu ve dengeli bir aile ortamında yetişen fertlerle toplumun sorunlarına kökten çözümler getirilebilir. Bir memleketin yükselmesi, ev ve aile muhabbetine bağlıdır.

 

           AİLE TOPLUMUN ÖZÜDÜR.

         Aile topluma karşı sorumlu olduğu gibi kendi mensubu olan bireylere karşıda sorumluluğu vardır. Bu görevin yerine getirilmesiyle hem aile hem toplum huzuru ve saadeti yakalayacaktır. Aile bireyi her yönden yetiştirdiği gibi, kendisini toplumda en iyi şekilde temsil eden sosyal bir fert haline getirmelidir. Aile toplumun özüdür, onu tahribe yönelen her şey toplumun tahribine yönelmiş demektir. Kişi yalnızlığa itilip, toplumdan dışlanmamalıdır. Sosyal ilişkilerin bozulduğu, insanlığın manevi yönden boşluğa itildiği yalnız insanlar sürüsü batı toplumunda intiharların bu denli fazla olmasının sebebi budur.

 

          BATI TOPLUMUNDA AİLE KUTSİYETİNİ KAYBETMİŞTİR.

         Hiçbir öğreti, din, eğitim sistemi kişiyi başıboş bırakmamıştır. Kişinin aile ortamında ilgisiz bırakılıp, eğitilmemesi onun şer güçlerinin eline teslim edilmesidir. Batı toplumlarında ailenin kutsiyetini kaybetmesi ile birlikte toplumda kargaşa, anarşi kendini hissettirmiştir. Yine suçlu insanlara baktığımızda aile yapısı sağlam olmayan, ailesel birlikteliğin tesis edilememiş ailelerin fertleri oldukları gözden kaçmamaktadır. Günümüzde çocuklar ve gençler ailenin değil toplumun etkisindedir. Kitle iletişim araçları yüzünden aile dışlanmış, bizim dinimize, örfümüze, âdetimize zıt olan ülkelerin yaşam tarzları taklit edilerek ahlaksızlıklar; yabancılardan korumak için dört tarafını kapattığımız, kat kat perde ile içerisinin görünmesini engellemeye çalıştığımız kutsal ailemizin içine medya aracılığıyla girmiştir ve genç dimağlara zehrini akıtmaktadır. Kralların bile giremediği bir kale olan aileye girmenin yolunu bulan şer güçleri, bu kaleyi içten fethetmeye çalışmaktadırlar. Unutmamalılar ki kemandan zurna sesi çıkmaz. Her ağaç kendi kökünden vücut bulur. Kendi ailelerini tahrip ettikleri gibi Türk ailesine de zarar veremeyeceklerdir. Çünkü bu millet sahipsiz değildir.

 

          AİLEDE HUZUR TESİS EDİLMELİDİR.

         Bir tarlaya bakım yapılmazsa, ilgilenilmezse tarlada zararlı otlar yetişir. Peki, suç tarlada mı, yoksa ona gereken özeni göstermeyen tarlanın sahibinde midir? Elbette ki tarlanın sahibindedir öyleyse ailede birliğin, huzurun tesis edilmesi sağlanılmalıdır. Sürekli birbiriyle tartışan, aralarında sürtüşme olan ailelerin çocukları, huzurlu ailelerin çocuklarına oranla daha fazla suç işlemektedirler. Huzursuz bir aile ortamında yetişen her 100 çocuktan 78’i, huzurlu bir ortamda yetişen her 100 çocuktan 4’ü suç işlemektedir.

 

·        500 suçlu çocuğun %56,3’ü evliliği ilk altı yılda bozulan ailelerden gelmektedir.

·        444 çocuğun % 40’ı ilk beş yaş içerisinde anne yahut baba şefkatinden mahrum olanlardır.

 


·        316 çocuğun % 98 ‘ini baba desteği olmayanlar oluşturmaktadır.

·        Suçlu çocukların sadece % 11 ‘ini anne ve baba şefkati görenler oluşturmaktadır.

 

     SUÇLULUK ORANININ ARTMASI AİLEDEN KAYNAKLANIYOR.

Gençlerde meydana gelen suçların ve kusurların % 90.36 ‘sının aile ve çevresinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bunların tedavisinin % 89.33 ‘ ünün ise ancak aile ve yakın çevrenin desteği ile uygulanabilir olduğu anlaşılmıştır.

 

AİLE FERTLERİNİN DEĞERLİ VE VAZGEÇİLMEZ OLDUKLARI ONLARA HİSSETTİRİLMELİDİR.

Kişiler kişiliklerinin oluşmasından itibaren-doğumla başlayan ve devam eden bir süreçtir.-dini duygular ve inançlarla donatılmalıdır. Sonrasında ise dinimizin vermiş olduğu topluma aidiyet ve kardeşlik ruhuyla, toplumda sevgi, saygı, birlik ve beraberlik sağlanmalıdır. Ailede değer gören ve yerinin hiçbir şekilde doldurulamayacağına inanan kişi bu inançla cemiyet hayatında yerini alıp, topluma ve insanlığa hizmet hususunda kendisinin vazgeçilmezliğini benimseyecektir.


Copyright 2008 © 2009 Site>Site Yapımcısı ßy<B>
</B></FONT></SPAN></FONT><SPAN style="FONT-SIZE: 8pt"><FONT 
</FONT></SPAN><font size="4" color="#800000"><a href=" color="#800000">ڪے єя¢αη ڪے< 
</******>  

Yorum Yaz